Atatürk’ün müziğe ve müzik sanatçılarının yetiştirilmesine verdiği önem nedir?

Sponsorlu Bağlantılar
Konu İçeriği: Atatürk’ün müziğe ve müzik sanatçılarının yetiştirilmesine verdiği önem nedir?, ATATÜRK VE MÜZİK Atatürk, şiir ve edebiyat dışında müziğe de büyük bir ilgi duymuştur. Şarkı ve türküleri dinlemekten..
ATATÜRK VE MÜZİK
Atatürk, şiir ve edebiyat dışında müziğe de büyük bir ilgi duymuştur. Şarkı ve türküleri dinlemekten büyük bir zevk alan Atatürk, zaman zaman okunan şarkılara eşlik etmiş, oynanan halk oyunlarına katılmıştır. Bazı Rumeli türküleri, onun sesinden notalara dökülmüş ve müzik repertuarımızda yer almıştır.
Atatürk, askerî ataşe olarak Sofyada görevli bulunduğu dönemde çok sesli müziğe ilgi duymaya başlamıştır. Klâsik müzik konserlerine ve operalara giderek bu müzik türlerini tanıma fırsatı bulmuştur. Cumhuriyetin ilânından sonra, ülkemizde bu müzik türlerinin sevilmesini ve müzik kültürümüzde yer almasını sağlamak amacıyla yapılan çalışmalara önderlik etmiştir. Ülkemizde müzik sanatının gelişmesi için bütün olanaktan kullanmıştır.
Atatürkün zamanında yapılmış bazı binaların güzelliği, ülkemizdeki çağdaşlaşma hareketini ifade edebilecek nitelik taşımaktadır. Ayrıca mimarî eserlerin korunmasına verdiği önem de Atatürkün mimarîye olan ilgisinin önemli kanıtlarındandır.
Atatürkün, tiyatro, bale, edebiyat, heykeltıraşlık, mimarî, resim, müzik gibi sanat dallarıyla ve sanatçılarla ilgilenmesi, onları desteklemesi Atatürkün sanatla çok yakın bir ilişki içinde olduğunun göstergesidir.
Atatürk,sanatla ilgili düşüncelerini,Türkiye Büyük Millet Meclisindeki konuşmalarında, Çankaya Köşkünde sanatçılarla yaptığı sohbet ve tartışmalarda belirtmiştir. Atatürkün bu konuşma ve tartışmalarda dile getirdiği sanatla ilgili düşünceleri, Türk halkına ileti niteliği de taşımaktadır.
Atatürk, sanatın tanımını şu sözlerle açıklamıştır: “Sanat güzelliğin ifadesidir. Bu anlatım sözle olursa şiir, ezgi ile olursa müzik, resim ile olursa ressamlık, oyma ile olursa heykeltıraşlık, bina ile olursa mimarlık olur.”
Sanatın, bir toplumun ilerlemesindeki öneminin ve vazgeçilmezliğinin bilincinde olan Atatürk, bu düşüncesini şu sözlerle ifade ediliştir: “Sanatsız kalan bir milletin hayat damarlarından biri kopmuş demektir,” “Bir millet sanata önem vermedikçe büyük bir felâkete mahkûmdur,” “Dünyada medenî, ileri ve gelişmiş olmak isteyen herhangi bir millet, mutlaka heykel yapacak ve heykeltıraş yetiştirecektir.” Atatürkün bu sözleri, sanalla ilgili temel düşüncelerini ifade etmesi bakımından önemlidir.
Atatürkün sanatçılarla ilgili düşüncelerini ifade ettiği sözleri ise şunlardır: “Sanatçı, toplumda uzun çalışma ve uğraşlardan sonra alnında ışığı ilk hisseden insandır.” “Hepiniz milletvekili olabilirsiniz, bakan olabilirsiniz; hatta Cumhurbaşkanı olabilirsiniz, fakat sanatkâr olamazsınız.”
“Adımız Andımızdır” adlı şarkıyı öğrenelim. Şarkıyı, sınıfımızda seslendirelim.
Büyük bir sanatsever olan Atatürkün gönlünde, müziğin ayrı bir yeri vardı. Bu nedenle millî kültürümüzde önemli bir yer tutan güzel sanatlar içinde müziğe ayrı bir önem vermiştir. Müziğin önemiyle ilgili düşüncelerini, şu sözleriyle ifade etmiştir: “Hayatta müzik gerekli değildir. Çünkü hayat müziktir. Müzik ile ilgisi olmayan varlıklar, insan değildirler.
Atatürk’ün müziğe ve müzik sanatçılarının yetiştirilmesine verdiği önem nedir?

ATATÜRK VE MÜZİK

Atatürk insan hayatında müziğin çok önemli bir yeri olduğuna ina¬nıyordu. 14 Ekim 1925te İzmir Kız Öğretmen Okulunu ziyaretlerinde öğrencilerin “Hayatta musiki lazım mıdır? sorusuna şu cevabı vermişti :

-”Hayatta musiki lazım değildir. Çünkü hayat musikidir. Musiki ile alakası olmayan mahlukat insan değildir. Eğer mevzuu bahs olan hayat insan hayatı ise, musiki behemehal vardır. Musikisiz hayat zaten mevcut olamaz. Musiki hayatın neşesi, ruhu, süruru ve her şeyidir. Yalnız musiki¬nin nevi şayan-ı mütalaadır.”

Müziğin insan hayatındaki ônemine işaret eden ve dinlenecek müzi¬ğin çeşidine dikkati çeken Atatürk, her konuda olduğu gibi Türk Müziği konusunda da yenilikler yapmak istemiştir. Atanın Türk Müziği üzerinde yenilikler yapmak istemesinin temel sebepleri şunlardır :
1. Ziya Gôkalpin Türkçülüğün Esasları eserindeki gôrüşlerinin etkisi:
Ziya Gôkalpin müzik konusundaki gôrüşlerini Atatürkün paylaştığı¬nı ve bu gôrüşler doğrultusunda çalışmalar yaptığım gôrüyoruz, Gökalpin Sayın Oransay tarafından tamamı alınan gôrüşlerinden kısa bölümler şunlardır :

-Memleketimizde bunlardan başka yan yana yaşayan iki musiki vardır. Bunlardan birisi halk arasında kendi kendine doğmuş olan Türk Musikisi, diğeri Farabi tarafından Bizanstan tercüme ve iktibas olunan Osmanlı Musikisidir. Türk Musikisi ilham ile vücuda gelmiş, taklitle hariçten alınmamıştır. Osmanlı musikisi ise taklit vasıtasıyla hariçten alınmış ve ancak usulle devam ettirilmiştir. Bunlardan birincisi harsımızın (kültürümüzün ) ikincisi ise medeniyetimizin musikisidir.”

-Etnografya Müzesi bunlardan başka her nahiyedeki lisani savtiyyat (fonetik) ile halk melodilerini (nağmelerini) ya fonograf aletiyle yahut nota usulü ile zapt eder. Demek ki Etnografya Müzesinin behemehal bir fotoğrafçısı, bir fonografçısı ve notacısı bulunmak lazımdır… Koşmalar, türküler ve nağmeler de hakiki saz şairlerinden alınmalıdır.”

-”İstanbulda mevcut bulunan Darülelhan, düm-tek usulünün, yani Bizans musikisinin Darülelhanıdır. Bu müessese iptidai unsurları halkın samimi melodilerinde tecelli eden ve Avrupa musikisine tevfikan armonize edildikten sonra asri mahiyet alacak olan hakiki Türk musikisine hiç ehemmiyet vermemektedir”.

-”Avrupa musikisi girmeden evvel, memleketimizde iki musiki var¬dı: Bunlardan biri Farabi tarafından Bizanstan alınan şark musikisi, diğe¬ri eski Türk musikisinin devamı olan halk melodilerinden ibaretti.”

-”Bugün işte şu üç musikinin karşısındayız : Şark musikisi, garp musikisi, halk musikisi. Acaba bunlardan hangisi bizim için millidir? Şark musikisinin hem hasta, hem de gayr-ı milli olduğunu gördük. Halk musi¬kisi harsımızın, garp musikisi de yeni medeniyetimizin musikileri olduğu için her ikisi de bize yabancı değildir. O halde milli mu*****iz, memleke¬timizdeki halk musikisiyle garp musikisinin imtizacından doğacaktır. Halk mu*****iz birçok melodiler vermiştir. Bunları toplar ve garp musikisi usulünce armonize edersek hem milli hem de Avrupai bir musikiye malik oluruz.”

Buna göre Atatürk müziğin insan hayatının vazgeçilmez bir yaşam kaynağı olduğunu, Müzik olmadan bir insanın insani özelliklerden uzak olacağını ima etmiştir.

Atatürk’ün müziğe ve müzik sanatçılarının yetiştirilmesine verdiği önem nedir?

‘Bir ulusun değişikliğinde ölçü, musikide değişikliği algılayabilmesidir’
Atatürk’ün müziğe bakışı
‘Bir toplum kanunlarla, birtakım önlemlerle başka bir kültüre intibak ettirilebilir. Harfleri değişir, şapkası değişir, kılık kıyafeti değişir, fabrikaları yapılır, senfoni orkestraları kurulur, böylece toplum Batılılaşır.’

AYTAÇ YALMAN

Modern Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu, Ulusal Kurtuluş Savaşımızın eşsiz lideri, mazlum milletlerin umut ışığı, öldükten sonra da ilkeleri canlı kalabilen Mustafa Kemal Atatürk , kuşkusuz asrın lideri olabilme başarısını gösteren tek devlet adamıdır.

Bugün, yaşadığımız gerçekler karşısında, onun ateşlediği devrimci hareketin ne kadar büyük, ne kadar saygın ve ne kadar onurlu olduğunu daha iyi anlıyor ve onu büyük bir özlemle arıyoruz.

Bugün sizlere büyük Atatürk’ün farklı bir özelliğini, sanata ve kültüre bakışını bir insan ve bir devlet adamı olarak, özellikle müzik konusundaki düşünce ve hizmetlerini ifadeye çalışacağım.

Atatürk’ün genel anlamda müziğe bakışını şekillendiren üç özellik; insan sevgisi, ulus sevgisi ve çağdaşlıktır. Cumhuriyetin ilk yıllarında gerçekleştirilen Türk müzik devriminin ancak ulusal değerler korunarak evrensel normlar ile çağdaşlaşabileceği görüşü benimsenmiş ve bu yönde çalışılmıştır. Bugün bu alanda kazandığımız değerler, Cumhuriyetin, ilk yıllarındaki Türk müzik devriminin olumlu sonuçlarıdır.

Atatürk’ün sanata bakışını değerlendirmeden önce Batılılaşma felsefesi üzerindeki düşüncelerine kısaca değinmekte fayda görüyorum.

Atatürk’ün Batılılaşma felsefesi ile sosyologların kültür teorileri arasındaki ayrılık bugün bile tartışılmaktadır. Atatürk’ün inandığı husus; ”Bir toplum kanunlarla, birtakım önlemlerle başka bir kültüre intibak ettirilebilir. Harfleri değişir, şapkası değişir, kılık kıyafeti değişir, fabrikaları yapılır, senfoni orkestraları kurulur, böylece toplum Batılılaşır.” Fakat sosyologlar Emil Durkheim ve Ziya Gökalp ile başlayan sosyoloji ekolü, ”Bir kültür, bir milletin ruhu gibidir. Organik bir şeydir. Hayat görüşüyle, müziği ile, âdeti ve ananesiyle, ölüsünü mezara gömüşüyle kültür, organik bir bütündür. Nasıl dışarıdan organizmaya bir şey ithal ederseniz onu reddederse, kültür de böyle bir şeydir” diyorlar. Atatürk gibi düşünen Suat Sinanoğlu gibi düşünürler olduğu gibi, Gökalp gibi düşünen sosyologlar da vardır. (Tarihçilerin kutbu, Halil İnalcık kitabı, söyleşi Emine Çaykara )

Atatürk’ün kültürel değişim ile ilgili görüşlerinden sonra sanata, özellikle müziğe bakışına geçebiliriz. Sanatı ”Güzelliğin anlatımı” olarak tanımlayan Atatürk, 1933 yılında ünlü 10′uncu Yıl Nutku’nda güzel sanatlar ile ilgili olarak ”Türk milletinin tarihi bir vasfı da güzel sanatları sevmek ve onu yükseltmektir. Bunun içindir ki milletimiz, yüksek karakterini, yorulmaz çalışkanlığını, yaradılıştan gelen zekâsını, ilme bağlılığını, güzel sanatlara sevgisini, milli birlik ruhunu sürekli ve her türlü vasıta ve tedbirlerle başlayarak geliştirmek milli ülkümüzdür” demiştir. Atatürk, ulusal ruhumuzda var olduğunu çok iyi bildiği sanat inceliğinin büyük eserler ortaya koyacak güçte olduğuna inanıyor ve bunu her fırsatta ifade ediyordu. Çağdaş klasik müziğin kurumsallaşmasının öncüsü büyük Atatürk, ”Bir ulusun değişikliğinde ölçü, musikide değişikliği algılayabilmesidir” demek suretiyle müziğe bakışını çok veciz bir şekilde ifade etmiştir. 1924 yılında İzmir Kız Öğretmen Okulu öğrencilerini ziyareti sırasında yaptığı konuşmada müziği insan hayatı ile eşdeğer tutuyor, ancak seçilen müziğin türü üzerinde düşünülmesi gerektiğini vurgulayarak adeta evrensel müzik konusundaki düşüncelerinin ilk ipuçlarını veriyordu. Nitekim 1928 yılında temel tercihinin çoksesli Batı müziği olduğunu vurguluyordu.

Rumeli türkülerinden klasik Batı müziğine

Atatürk, genç yaşlarında Selanik’te dinlediği ve çok sevdiği Rumeli türkülerini ileri yaşlarında bile büyük bir duygusallık içinde beğeni ile dinlemiş ve hüzünlenmiştir. Ancak hayatının özellikle son dönemlerinde saz eserlerini ve fasıl heyetlerini, özellikle nihavent makamındakilerini büyük bir beğeni ile dinlediğini biliyoruz.

Atatürk, bir gün Antalya’ya giderken yolda mola verilir ve kulağına bir türkü sesi gelir. ”Ben bu türküyü çok sevdim, bulun getirin bu türküyü söyleyeni” der. Küçük bir çoban gelir, Atatürk ”Sesin çok güzel, bana da bir türkü okur musun?” der. Çoban ”Demirciler demir döğer tunç olur” türküsünü söyler. Atatürk dalmıştır. ”bis bis” der, çoban şaşkınlıkla bakar ”Oğlum bis” der, çoban nazlanmadan gene aynı türküyü okumaya başlar. Atatürk türkü bitince cebinden harçlık çıkarır, uzatır. Çoban hemen alır harçlığı, kuşağına kor, elini uzatır. Atatürk’e ”bis bis” der. Bu espri Atatürk’ün çok hoşuna gitmiştir. (İçimizden Biri Atatürk, Prof. İlknur Güntürkünkalıpçı ) Rumeli türkülerini seven Atatürk’ün Türk sanat müziğine de ilgi duyduğunu, özel treninde Türk sanat müziği eserlerini dinlediğini, ”Atatürk’le bir tren yolculuğu” isimli albümden öğreniyoruz. Atatürk’ün Sofya’da seyrettiği operanın, üzerinde bıraktığı duygusal ve düşünsel yoğunluğu daha önceki yazılarımda belirtmiştim. Ancak Atatürk’ün en çok sevdiği ve onu çok duygulandıran, belki de hüzünlendiren eser, Tosca operasında Cavaradossi ‘nin meşhur aryasıdır. Bu eseri defalarca dinlediğini ve çok sevdiğini sizlerle paylaşmak istedim. Henüz 15 yaşındaki Ferhunde Erkin ‘in Çankaya’da verdiği bir konserde Atatürk’ün sözleri, sanata bakışı yanında yaşam mücadelesini ve karakterini çok anlamlı bir şekilde ifade ediyordu. ”İnkılapçıların, bütün dünyaya kafa tutmuşların sofrasındasın. Şimdi öyle bir şey çalacaksın ki, kendimizi dünyaya göğüs gerdiğimiz günlerin havası içinde bulacağız.”

Atatürk, J.S. Bach ‘ın Chaconne’sinin ritmik ve sert bir üslup içinde yorumlanmasından memnun kalmıştı o gece. Atatürk’ün klasik müzik ile ilgili bir anısını da Attilâ İlhan ‘ın Allahın Süngüleri ”Reis Paşa” isimli kitabından aynen nakletmek istiyorum. Gecenin karanlığında, Direksiyon Villası’nın alt kat salon pencereleri aydınlık görünüyor; Paşa’nın otomobili, uygun bir yere çekilmiştir; kapıda, Nizamiye nöbetçileri; sakin bir gece: yumuşak, varla yok arası, kar yağıyor; içerden, piyano sesi; dokunaklı, billur damlalar: Frederick Chopin, ”La Tristesse” . Piyanonun duşları üzerinde, narin ve hafif; besbelli, Fikriye Hanım’ın elleri. Önde o, piyanoya oturmuş; geride, Mustafa Kemal Paşa ve Mithat Bey koltuklara gömülü, onu dinlemektedir: ikisi de, böyle bir ilk geceye uygun, özenli giyinmişler. Fikriye, üzerinde eflatuna çalan, sarmaşık moru robu; boynunda, yaprak yeşili eşarp; mutluluğundan mı, ışığın dağılışından mı, yoksa Chopin’den mi, nedir; fevkalade şık, fevkalade alımlı ve fevkalade kadın görünüyor. Fikriye, parçayı bitirip piyanodan kalkınca; ”Reis Paşa” ayağa kalktı; genç kadını usulca alkışladı: ”- … aferin Fikriye… kulağımızın pasını sildin; adamakıllı ilerletmişsin piyanoyu …”

Mithat Bey de ayağa kalkmıştı, alkışlıyordu:

Fikriye mütehayyir, mahcup ve mes’ud, yerine gidiyor:

”- … estağfurullah! Lütfen izam etmeyelim! … Beni mahcup ediyorsunuz!..”

Büyük önder, Batı’nın bir çağa sığdırdığı Rönesans ve Aydınlanmayı 10 yılda başardı
Atatürk ve klasik Batı müziği…

Cumhuriyetin ilanından kısa bir zaman sonra Atatürk , Makam-ı Hilafet Muzıkası’nı Ankara’ya naklettirmiş ve dolayısı ile Riyaset-i Cumhur yani bugünkü Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası’nın temeli atılmıştır. Bu olumlu gelişmeyi musiki muallim mektebinin kurulması izlemiş, 1926 yılında İstanbul’da darülelhan, konservatuvara dönüştürülmüştür. Bilahare sanatçı ve öğretmen olarak yetiştirilmek üzere Paris, Berlin, Budapeşte ve Prag’a yetenekli öğrenciler gönderilmiştir. Avrupa’ya genç Türkiye Cumhuriyeti’ni kültürel ve sanatsal açıdan tanıtmak amacıyla 1926 yılında Karadeniz gemisiyle İtalya’dan Rusya’ya kadar 12 Avrupa ülkesinin 16 limanını kapsayan bir gezi düzenlenmiştir. Gemide Riyaset-i Cumhur Muzıka Heyeti, kültür ve sanat adamları bulunuyordu. Atatürk’ün 1927 yılında Ankara’da, değerli sanatçımız İdil Biret Hanımefendi’nin de hocası olan Prof. Kempff ‘le, Türkiye’de oluşturulmak istenen müzik devrimi üzerine yaptığı görüşme, kurumsallaşma adına çok önemli hususları ihtiva ediyordu. 1934 yılı, Atatürk’ün müzik devrimi konusuna özel önem verdiği bir yıldır. Bu dönemde Adnan Saygun ‘a yazdırdığı Özsoy Operası bu hizmetlerinden biridir. Yine Saygun’un Pentatonizm üzerindeki araştırmaları ile ilgilenmiş, özünü halk müziğinden alan çoksesli bir müziğin Türk müzik devrimine öncülük etmesi için çok çalışmıştı. Çünkü Anadolu köylüsünün dinlediği müziğin türkü formatında olduğunu biliyordu Atatürk. Aynı yıl Güzel Sanatlar Genel Müdürlüğü kurulmuş, bunu Devlet Müzik ve Tiyatro Akademisi Yasası çıkarılması takip etmiştir. İki yıl sonra 1936 yılında konservatuvar kurulmuştur. Atatürk’ün konservatuvara ilgi ve desteği o kadar derindi ki, Hasan Âli Yücel ile birlikte zaman zaman okula gidip talebeler ile birlikte öğle yemeği yediğini biliyoruz. Konservatuvarın geliştirilmesi ve profesyonel müzik adamı yetiştirilmesi için yabancı uzmanlardan yararlanılmıştır. Bunlardan biri, Alman besteci Paul Hindemith idi. 1938′e kadar konservatuvarın kurulması çalışmalarına iştirak etmiştir. İkinci uzman Carl Ebert ‘tir. 1936′dan 1947 yılına kadar konservatuvarın tiyatro ve opera bölümlerinin kurulmasına büyük emek vermiştir. Kuşkusuz bütün bunlar, büyük Atatürk’ün yol göstermesi sonucunda gerçekleşmiştir.

Atatürk’ün bir diğer özelliğini de burada zikretmeden geçemeyeceğim. Yurt gezilerinde, müziğe kabiliyetli çocuklara özel ilgi gösteren Atatürk, 1934 yılında Soma’da rastladığı küçük Mahmude ile yakinen ilgilenmiş, bilahare müzik öğretmeni olmasını sağlamıştır. Kuşkusuz Atatürk’ün Sofya’daki görevi, çoksesli Batı müziğinin tanınması için büyük bir fırsat olmuştur. Nitekim 15 yıl sonra Ankara’da modern bir opera binası yapılmasını planlara koydurtmuş olmasına rağmen bugün Ankara hâlâ modern bir opera binasından yoksundur. Ancak sergi evi binası, 1948 yılında İnönü ‘nün ilgisi ile operaya dönüştürülmüştür

Atatürk’ün müziğe ve müzik sanatçılarının yetiştirilmesine verdiği önem nedir?

ATATÜRK’ÜN MÜZİĞE VERDİĞİ ÖNEM

Ulu Önder Atatürk’ün müzik konusundaki görüşlerini ve çalış¬malarını bütünüyle değerlendirmek gerekir. Bazı yazar ve müzisyenler böyle yapmamış, Atatürk’ün hayatının belli bir dönemindeki sözünü ve uygulamasını ele alarak çıkarları doğrultusunda tek yönlü değerlendirmeler yapmışlardır. Bunun sonucunda Batı Müziği taraftarları Atatürk’ün Türk Müziğini istemediği görüşünü yayarlarken, Türk Müziği taraftarları da Atatürk’ün hayatından ve hatıralarından örnekler vererek Türk Müziğini çok sevdiğini ispatlamaya çalışmışlardır. Biz, Ata’nın müzik konusundaki görüş ve çalışmalarını objektif bir şekilde ortaya koyacak, Türk Halk Müziğiyle ilgili görüş ve çalışmalarına ağırlık vereceğiz.

Atatürk müzik eğitimi görmemişti. Ancak, her çeşit müziği seviyor, Klasik Türk Müziği makamlarını biliyor , bazı şarkı ve türküleri başarıyla söyleyebiliyordu. Falih Rıfkı Atay, O’nun türkü ve şarkı söyleyişini Çankaya adlı eserinde şöyle anlatmaktadır : “Mustafa Kemal yalnız Rumeli Türkülerini mat sesi ile güzel ve tatlı söylemekle kalmaz. klasik alaturka musikisi makamlarım da bilirdi.” ”Bilhassa Rumeli türkülerini söylerken derin ve onulmaz bir gurbet ve sıla acısı gözlerinde yaşarırdı. O vatanı unutmaz, kaybettiğimiz Rumeli ve Makedonya topraklarının kır kokularını alır gibi, su ve çıngırak seslerini duyar gibi, bakışları uzaklaşa uzaklaşa sislenir, bizim içinde olmadığımız hatıralar içine karışır giderdi. Ses Sanatçısı Mualla Gökçay da hatıralarında Atatürk’ün müzik zevkini şu cümlelerle belirtmektedir: “Ata umumiyetle Türk musikisini severdi. Ama Rumeli türkülerini her şeye tercih ederdi. Rumeli türkülerini bize bizzat kendisi meşketmişti. Arada bir : -Konuşur gibi tane tane okuyun, diye ihtar ederdi. En sert hocalardan daha titizdi. Musikiden çok anlar en ufak bir falso veya hatayı hemen yakalardi’ Bir araştırmaya göre, Atatürk’ün çok sevdiği ve söylediği türküler şunlardır : Atabarı, Atladım bahçene girdim (Rumeli Türküsü), Alişim’in kaşları kare (Rumeli Türküsü), Ayağına giymiş sadef nalini (Rumeli Türküsü), Bülbülüm altın kafeste (Trakya türküsü ), Dağlar dağlar (Rumeli Türküsü), Gide gide yarenlerim darıldı, Köşküm var deryaya karşı (Rumeli Türküsü), Maya dağdan kalkan kazlar (Rumeli Türküsü), Manastır, pencere açıldı Bilal Oğlan (Bu Rumeli türküsünü radyo repertuarına bizzat Atatürk kazandırmıştır.), Şahane gözler (Rumeli Türküsü), Yemenimin uçları (Rumeli Türküsü), Zeynep.
Atatürk insan hayatında müziğin çok önemli bir yeri olduğuna ina¬nıyordu. 14 Ekim 1925′te İzmir Kız Öğretmen Okulu’nu ziyaretlerinde öğrencilerin “Hayatta musiki lazım mıdır?” sorusuna şu cevabı vermişti :

-”Hayatta musiki lazım değildir. Çünkü hayat musikidir. Musiki ile alakası olmayan mahlukat insan değildir. Eğer mevzuu bahs olan hayat insan hayatı ise, musiki behemehal vardır. Musikisiz hayat zaten mevcut olamaz. Musiki hayatın neşesi, ruhu, süruru ve her şeyidir. Yalnız musiki¬nin nev’i şayan-ı mütalaadır.”

Müziğin insan hayatındaki ônemine işaret eden ve dinlenecek müzi¬ğin çeşidine dikkati çeken Atatürk, her konuda olduğu gibi Türk Müziği konusunda da yenilikler yapmak istemiştir. Ata’nın Türk Müziği üzerinde yenilikler yapmak istemesinin temel sebepleri şunlardır :

1. Ziya Gôkalp’in Türkçülüğün Esasları eserindeki gôrüşlerinin etkisi:
Ziya Gôkalp’in müzik konusundaki gôrüşlerini Atatürk’ün paylaştığı¬nı ve bu gôrüşler doğrultusunda çalışmalar yaptığım gôrüyoruz, Gökalp’in Sayın Oransay tarafından tamamı alınan gôrüşlerinden kısa bölümler şunlardır :

-”Memleketimizde bunlardan başka yan yana yaşayan iki musiki vardır. Bunlardan birisi halk arasında kendi kendine doğmuş olan Türk Musikisi, diğeri Farabi tarafından Bizans’tan tercüme ve iktibas olunan Osmanlı Musikisi’dir. Türk Musikisi ilham ile vücuda gelmiş, taklitle hariçten alınmamıştır. Osmanlı musikisi ise taklit vasıtasıyla hariçten alınmış ve ancak usulle devam ettirilmiştir. Bunlardan birincisi harsımızın (kültürümüzün ) ikincisi ise medeniyetimizin musikisidir.”

-”Etnografya Müzesi bunlardan başka her nahiyedeki lisani savtiyyat (fonetik) ile halk melodilerini (nağmelerini) ya fonograf aletiyle yahut nota usulü ile zapt eder. Demek ki Etnografya Müzesinin behemehal bir fotoğrafçısı, bir fonografçısı ve notacısı bulunmak lazımdır… Koşmalar, türküler ve nağmeler de hakiki saz şairlerinden alınmalıdır.”

-”İstanbul’da mevcut bulunan Darülelhan, düm-tek usulünün, yani Bizans musikisinin Darülelhanıdır. Bu müessese iptidai unsurları halkın samimi melodilerinde tecelli eden ve Avrupa musikisine tevfikan armonize edildikten sonra asri mahiyet alacak olan hakiki Türk musikisine hiç ehemmiyet vermemektedir”.

-”Avrupa musikisi girmeden evvel, memleketimizde iki musiki var¬dı: Bunlardan biri Farabi tarafından Bizans’tan alınan şark musikisi, diğe¬ri eski Türk musikisinin devamı olan halk melodilerinden ibaretti.”

-”Bugün işte şu üç musikinin karşısındayız : Şark musikisi, garp musikisi, halk musikisi. Acaba bunlardan hangisi bizim için millidir? Şark musikisinin hem hasta, hem de gayr-ı milli olduğunu gördük. Halk musi¬kisi harsımızın, garp musikisi de yeni medeniyetimizin musikileri olduğu için her ikisi de bize yabancı değildir. O halde milli mu*****iz, memleke¬timizdeki halk musikisiyle garp musikisinin imtizacından doğacaktır. Halk mu*****iz birçok melodiler vermiştir. Bunları toplar ve garp musikisi usulünce armonize edersek hem milli hem de Avrupai bir musikiye malik oluruz.”

Atatürk’ün Türk Müziği hakkındaki görüşleri ve yaptığı yenilikler Ziya Gökalp’in görüşlerine ve progr….. çok yakındır. Nitekim 1930 yılında Alman gazeteci Emil Ludwig’le yaptığı görüşmede Ludwig’in doğu müziğiyle ilgili görüşlerine şu cümlelerle
itiraz etmiştir :

-”Bunlar hep Bizans’tan kalma şeylerdir. Bizim hakiki mu*****iz Anadolu halkında işitilebilir. ”

Bilindiği gibi Ziya Gökalp müzikolog değildi. Müzikle ilgili bilgiler; köklü bir eğitime dayanmıyordu. Eski Yunan müziğindeki çeyrek seslerle Türk Müziğindeki koma sesleri birbirine karıştırarak, Farabi’yi de işin içi¬ne sokarak Türk Müziğini Yunanlılara mal edivermişti. Şayet bizim müzi¬ğimiz Yunan kökenli olsaydı bugün dünyanın 1 numaralı müziği olarak her yerde dinlenirdi. Yunanlılar propagandayla bunu sağlarlardı. Müzikolog Muammer Sun, Ziya Gökalp’in iddialarıyla ilgili olarak görüşlerini şöyle açıklamıştır :

-”Bu konu çok tartışıldı. Bu müzik bize Bizans’tan geçmemiştir. Araplar da bize hediye etmemişlerdir. Bu musiki bizim insanlarımızın, adı sanı belli insanlarımızın yarattığı musikidir ve mu*****izdir……………… Bizim Klasik Türk Mu*****izi Araplara ve Bizanslılara maletme ve bir de Batılılaşmanın etkisiyle alafranga-alaturka kavgası çıkmış, Batılılaşmacılar alafrangacı, “Aman müziğimiz değişmesin,, diyenler de alaturkacı olarak nitelendirilmişlerdir. Baştan itibaren tamamen yanlış ve boşa kürek çekilmiş bir davadır ”

2. Montesqieu’nün görüşünün etkisi :

Atatürk 1930 yılında Alman gazeteci emil Ludwig’e, Montesqieu’nün “Bir milletin mu******likteki meyline ehemmiyet verilmezse o milleti ilerletmek mümkün olmaz” sözünü okuduğunu, tasdik ettiğini, bunun için mu*****ize önem verdiğini söylemiştir. 1 Kasım 1934 tarihinde TBMM’ni açış nutkunda Montesqieu’nün görüşüne yakın şu cümleyi söylemiştir :

-”Bir milletin yeni değişikliğinde ölçü, musikide değişikliği alabilmesi, kavrayabilmesidir.”

3. Müzik bilginlerinin olmayışı, sanat seviyesinin düşüklüğü

Atatürk döneminde Türk Müziği konusunda yetişmiş bilginlerimizyoktu. Mevcutlar kendi kendilerini yetiştirmişti. Darülelhan’ın eğitimi ye¬tersizdi. Sanatçılar genellikle usta-çırak usulüyle yetişiyordu. Bilgisine güvenilir bir müzik bilginimiz olmaması sebebiyle Atatürk Ziya Gökalp’a inanmak durumunda kalmıştı. Riyaset-i Cumhur Fasıl Heyetinde 1925¬-1930 yıllan arasında neyzenlik yapmış ve Ata’nın huzurunda defalarca çalmış bulunan Burhanettin Ökte hatıralannda bu durumu şöyle dile ge¬tiriyor :

-”Mu*****izin tarihini araştırdı, doğru dürüst cevap alamadı. Naza¬riyatını sordu, iki cümleyi yan yana getiremedik. Eserleri tahlil ettirmek istedi, sathından daha derinlere inemedik.

…en büyük mürşit ilimdir, diyen büyük insan bu münevver gençlerimizi tarihte karşısında bulsaydı memlekette ne alafranga-alaturka davası, ne de sanat fukaralığı bulunurdu.”

8 Ağustos 1928 gecesi Sarayburnu konserinden sonra Atatürk’ün et¬kisi büyük olan
meşhur nutkunun sebebini de Burhanettin Ökte hatırala¬rında İtalyan müziği ve Mısır’ın meşhur şarkıcılarından Müniret’ül Meh¬diye Hanım’ın konserinden sonra çok zayıf bir Türk saz heyetinin sahne¬ye çıkarak acemice ”sultani yegah” faslnı icrasına bağlıyor. Atatürk, si¬nirli bir şekilde konseri terk etmiş, ertesi gün gazetelerde şu nutku ya¬yımlanmıştır :

“- Bu gece burada güzel bir tesadüf eseri olarak şarkın en mümtaz iki musiki heyetini dinledim. Bilhassa sahneyi birinci olarak tezyin eden Müniretü’l Mehdiye Hanım sanatkarlığında muvaffak oldu. Fakat benim Türk hissiyatım üzerinde artık bu musiki, bu basit musi¬ki Türk’ün çok münkeşif ruh ve hissini tatmine kafi gelmez. Şimdi karşıda medeni dünyanın musikisi de işitildi. Bu ana kadar Şark Musikisi denilen terennümler karşısında cansız gibi görünen halk, derhal harekete ve faali¬yete geçti. Hepsi oynuyor ve şen, şatırdırlar. Tabiatın icabatını yapıyorlar. Bu pek tabiidir. Hakikaten Türk, fıtraten şen; şatırdır. Eğer onun bu güzel huyu bir zaman için fark olunmamışsa, kendinin kusuru değildir. Kusurlu hareketlerin acı, felaketli neticeleri Vardır. Bunun fariki olmamak kaba¬hatti”

4. Çağdaş uygarlık seviyesine yükselmenin topyekün gerçekleştirilmek istenmesi :

Atatürk, Türk milletini çağdaş uygarlık seviyesine çıkarmak için yenilikler yapmıştır .Bu yeniliklerin sadece de devlet idaresinde ve sosyal ha¬yatta yapılması yetmiyordu. Ata, kültür konularında da çağdaş uygarlık seviyesine ulaşılmasını istiyordu. Müzik de kültür konularından biriydi. Ba¬tı’nın müzik bilgi ve tekniğinden yararlanarak Türk Müziğini milletlerara¬sı seviyeye çıkarmak Atatürk’ün müzik konusundaki çalışmalarının ama¬cını teşkil ediyordu. Bu amaçla, o zamana kadar memlekette pek fazla yayılmamış ve öğrenilmemiş olan Batı Müziğine daha çok önem vermiş¬tir. Kazım Özalp’a “Bizler alaturka müziğe alışmışız ama yeni nesiller alafranga müziğe çalışmalıdırlar.” ve Falih Rıfkı Atay’a “Çocuklarımızın ve gelecek nesillerin musikisi garp medeniyetinin musikisidir” demiş, Batı Müziğiyle ilgili bazı kuruluşlar kurdurmuştur .Atatürk’ün Batı Müzi¬ğini yayma ve öğretmeyle ilgili çalışmaları şunlardır :

-Muzıka-yı Humayun İstanbul’dan Ankara’ya nakledilerek Riyaseti¬-Cumhur Orkestrası adım almıştır (1924).

-Müzik öğretmeni yetiştirmek amacıyla Musiki Muallim Mektebi açılmıştır (1924). Bu okuldan yetişen öğretmenler okullarda Batı Müzi¬ğine dayalı öğretim yapmışlardır.

-İstanbul Darülelhan Şark Musikisi Şubesi kapatılmış, okulun adı da İstanbul Konservatuarı olarak değiştirilmiştir (1926). Şimdiki adı İs¬tanbul Belediye Konservatuarıdır .

-1927 yılından itibaren Avrupa’ya müzik öğrencisi gönderilmiştir. Cemal Reşit Bey, Ulvi Cemal Erkin, A. Adnan Saygun, Necil Kazım Akses, H. Ferit Alnar gibi tanınmış kompozitörlerimiz bu imkandan faydalanmışlardı.

-Alman müzikolog Paul Hindemith’in yardımlarıyla Ankara Devlet Konservatuarı kurulmuştur (1936). Devlet Opera ve Balesinin, Devlet Tiyatrolarının Senfoni Orkestralarının sanatçı kadrolarının önemli bir bölümü bu okuldan yetişmiştir.

Atatürk’ün Batı Müziğine önem vermesi günümüzde Batı Müziği taraftarlarınca yanlış
değerlendirilmekte; Ata’nın yalnızca Batı Müziğini is¬tediği, Türk Müziğini yasakladığı şeklinde yorumlar yapılmaktadır. Oysa Atatürk Türk Müziğine de gereken önemi vermiştir .Memlekette Batı Müziğini yerleştirinceye kadar Türk Müziğine bazı sınırlamalar koyması normaldi. Ata’nın çağdaş uygarlık seviyesine ulaşılırken izlediği yol, Ba¬tı’mn aynen taklidi değil, Batı’nın bilim ve tekniğinin milli öze uygulan¬masıdır. Çankaya köşkünün incesaz takımının başkam Hafız Yaşar Okur’a “Biz garbınkini hürmetle dinlediğimiz gibi, bizim mu*****iz de bütün dünyada hürmetle dinlenecek bir halde olmalıdır.” derken kastettiği bu düşünceydi. Mesut Cemil tel de aynı konuda Atatürk’ün şu sözlerini naklediyor :

-”Biz çok defa bu musikinin tam haysiyetini bulamıyoruz. İşte dinle¬diğimiz hakiki Türk Musikisidir ve şüphesiz yüksek bir medeniyetin musi¬kisidir. Bu musikiyi bütün dünyanın anlaması lazımdır. Fakat onu bütün dünyaya anlatabilmek için milletçe, bugünkü medeni dünyanın seviyesine yükselmemiz lazımdır. ”

1 Kasım 1934 tarihinde TBMM’ni açış konuşmasında Türk Müziği¬nin çağdaş uygarlık seviyesine getirilmesiyle ilgili çalışmaları açıklamıştır.

-”Güzel sanatların hepsinde, millet gençliğinin ne türlü ilerletilmesini istediğinizi bilirim. Bu yapılmaktadır. Ancak bunda en çabuk, en önde götürülmesi gerekli olan Türk Musikisidir. Bir milletin yeni değişikliğinde ölçü musikide değişikliği alabilmesi, kavrayabilmesidir.

Bu gün dinletmeğe yeltenilen musiki yüz ağartacak olmaktan uzaktır. Bunu açıkça bilmeliyiz. Milli, ince duyguları, düşünceleri anlatan yüksek deyişleri, söyleyişleri toplamak, onları bir gün önce genel son musiki kai¬delerine göre işlemek gerekir. Ancak bu şekilde Türk milli musikisi yükselebilir, cihan şümul musikide yerini alabilir.

Kültür işleri Bakanlığı’nın buna değerince önem vermesini, kamunun da bunda ona yardımcı olmasını dilerim.

1 Kasım 1935 tarihli TBMM’ni açış konuşmasında da aynı konuya temas etmiştir :

“Kültür kınavımızı yeni ve modern esaslara göre teşkilatlandırmaya durmadan devam ediyoruz. Ulusal mu*****izi modern teknik içinde yükseltme çalışmalarına bu yıl daha çok emek verilecektir.”

Atatürk 1 Kasım 1934 konuşmasında halk müziği derlemeleri yapıla¬rak, derlenecek ezgilerin genel musiki kuralları içersinde işlenmesini, böylece Türk Müziğinin evrensel müzik seviyesine yükselebileceğini be¬lirtmişti. Müzik yazan Faruk Yener Atatürk’ün müzik konusundaki çalış¬malarının amacını şu cümlelerle açıklayarak görüşlerimizi destekliyor:”Atatürk, Türk Musikisinin kaynaklarından yararlanılarak dünyaya ifti¬harla sunabileceğimiz bir gene dünyanın anlayabileceği müzik getirilmesini istemişti… Biz mu*****izi dışarıya tanıtacak, sevdireceğiz. Operalarımızı konser salonlarına, opera salonlarına sokacağız ve bundan bütün ge¬niş boyutlarıyla zevk alan bir kitle yaratacağız. Fakat bu demek değildi ki, Atatürk için ne Halk Mu*****iz ve folklorumuz ortadan kalksın, ne de bize geçmişten, atalarımızdan gelen bir musiki türü silinsin, yok edilsin ve yabancılaşmış bir kültürün, yozlaşmış bir kültürün etkisi burada egemen olsun.”
Ata’nın 1934 konuşması üzerine Türk Müziğiyle ilgili geliştirici çalış¬malara başlanacağı yerde zamanın İçişleri Bakanı Şükrü Kaya ve Basın Yayın Genel Müdürü Vedat Nedim Tör Türk Müziği yayınlarını radyo¬dan kaldırmışlardır. Bu yasaklama sekiz ay sürmüş, Atatürk’ün emriyle sona ermiştir. Aynı şekilde Atatürk’ün çevresindekilerin O’nun görüşlerini yanlış değerlendirmeleriyle 8/9 Ağustos Sarayburnu nutkundan sonra da İstanbul’da aydınlar Türk Müziğini inkar yolunda birbirleriyle yarışmışlar, Türk Müziği yayınlarını yasaklamışlardır. Vasfi Rıza Zabu hatıralarında bu durumu acı acı dile getirmekte Atatürk’ün şu sözlerini naklet¬mektedir:

-”Ne yazık ki benim sözlerimi yanlış anladılar. Şu okunan ne güzel bir eser. Ben zevkle dinledim. Sizler de öyle. Ama bir Avrupalıya bu eseri böyle okuyup da bir zevk vermeye imkan var mı? Ben demek istedim ki, bizim seve seve dinlediğimiz Türk bestelerini onlara da dinletmek çaresi bulunsun. Onların tekniği, onların ilmiyle onların sazları, onların orkes¬traları ile Çaresi her ne ise. Mesela Ruslar ne yapmışlarsa. Biz de Türk Musikisini milletlerarası bir sanat haline getirelim. Türk’ün nağmelerini kaldırıp atalım da sadece Batı milletlerinin hazırdan musikisini alıp kendi¬m ize maledelim. Yalnız onları dinleyelim demedim. Yanlış anladılar sözlerimi, ortalığı öyle bir velveleye verdiler ki, ben de bir daha lafını edemez oldum.”

Atatürk’ün yakın çevresinde bulunup birçok çalışmalarında emeği ge¬çen kişilerden Ahmet Cevat Emre, Atatürk’ün Türk Müziği konusundaki çalışmalarını yanlış değerlendirmeler karşısında ölümüne yakın yıllarda “İki şeyde inkılap olmaz: Dilde ve musikide” düşüncesine ulaştığını belirtiyor.

Atatürk, 1916-1917 yıllarında Diyarbakır’da görevli iken taşındığı Celal Güzelses’i zaman zaman dinlemiş ve sanatçıya bir saat armağan etmiştir.

Atatürk döneminde İstanbul Konservatuarın da Şark Musikisi bölümü kapatılmış ancak Türk Sanat Müziği olarak bildiğimiz müzik için repertuar tasnif ve tespit heyeti kurulmuştur (1926). Bu heyet Türk Musikisi¬nin Klasikleri sersinden 180 şarkının nota ve güftesini, Dini Ezgiler seri¬sinden de 6 ciltlik Tekke Musikisi örneklerini tespit ve tasnif ederek ya¬yımlamıştır (1926-1939).

Atatürk “Bizim hakiki mu*****iz” dediği, halk müziğimizin derlen¬mesine ve kompozitörler tarafından işlenmesine çok önem vermiştir. 1 Kasım 1934 ve 1 Kasım 1935 nutuklarında bu konuya temas etmiştir. Daha 1924 yılında halk müziği derlemelerine başlanmıştı. İstanbul Konservatuarı’nın 1924′teki halk müziği derleme anketinden sonra M.E.B. Hars Müdürlüğü Seyfettin-Sezai (Asaf) Kardeşleri Batı Anadolu’ya derle¬meye gönderdi. Derlenen türküler Yurdumuzun Nağmeleri adı altında yayımlandı (1925). İstanbul Konservatuarı 1926-1929 yıllan arasında Anadolu’ya dört derleme gezisi düzenlemiş, bu gezilerde derlenen ezgiler ”Halk Türküleri” adı altında 15 defter halinde yayımlanmıştır. 1929′daki 4. gezi sırasında bazı halk oyunlarımız filme de alınmıştır. Devlet ödeneğiyle yapılan dört derleme gezisine başta Konservatuar Müdürü Yusuf Ziya (Demircioğlu), Rauf Yekta, Dürri Turan ve Ekrem Besim Beyler, Muhittin Sadık (Sadak), Mahmut Ragıp (Gazimihal), Ferruh (Arsunar), Abdülkadir (İnan) Beyler katılmışlardır. İstanbul Konservatuarı devlet ödeneği almaksızın Halkbilgisi Derneği uzmanlarının iştirakiyle 1932 yı¬lında beşinci bir derleme gezisi daha düzenlemiştir.

Derleme çalışmalarına bir süre ara verildi. Atatürk’ün 1 Kasım 1934 ve 1 Kasım 1935 nutuklarından ve Ankara Devlet Konservatuarı’nın kurulmasından sonra halk müziği
derlemelerine yeni bir ruhla tekrar başlandı. 1936 yılında Ankara Halkevi’nin daveti üzerine tanınmış Macar Müzikologu ve bestecisi Bela Bartok (1881-1945) Ankara’ya gelmişti. Bartok, üç konferans vererek halk müziği ürünlerinin derlenmesinin önemine dikkatleri çekti. Kendisi de Adana yöresinde derlemeler yaptı (18-25 Kasım 1936). Halk Müziği derlemelerine Milli Eğitim Bakanlığı Güzel Sanatlar Genel Müdürlüğünün idare ve himayesi altında 1937 yılında başlanmıştır. Atatürk döneminde 1937 ve 1938 yıllarında iki büyük derleme gezisi yapıldı. 1937 yılındaki geziye Ferit Alnar, Necil Kazım Akses, Ulvi Cemal Erkin, Halil Bedii Yönetken, Muzaffer Sarısözen ve teknisyen Arif Etikan, 1938 yılındaki iki derleme gezisine ise Ferit Alnar, Cevat Memduh Altar, Halil Bedii Yönetken, Tahsin Banguoğlu, Ulvi Cemal Erkin, Nurullah Taşkıran, Muzaffer Sarısözen, teknisyenler Arif Etikan ve Rıza Yetişen katılmışlardır. Halk müziği derleme gezilerine Atatürk’ün ölümünden sonra da 1953 yılına kadar devam edilmiş, aşağı yukarı bütün iller dolaşılmış 10.000 civarında ezgi derlenmiş, 2000 kadar Muzaffer Sarısözen tarafından notaya alınarak Yurttan Sesler programlarıyla yurda yayılmıştır.

19 Şubat 1932′de Atatürk’ün isteğiyle kurulan Halkevlerinde halk müziğimiz konusunda yaşatıcı çalışmalar yapılmıştır. Halkevlerinin 1. döneminde (1932-1951) Türk Folklorunun hemen hemen bütün dallarında derleme, araştırma, eğitim çalışmaları başarıyla yürütülmüştür. Halkevleri yöre halk şairlerinin, ses ve saz sanatçılarının toplandığı yerlerdi. Birçok genç Halkevlerinde bağlama çalmayı, türkü söylemeyi öğrenmiştir. Halkevleri dergilerinde ve kitap yayınlarında Türk Folkloruyla, bu arada halk müziğimizle ilgili pek çok bilgi bulunmaktadır.

Atatürk’ün doğumunun 100. yıldönümünü kutladığımız 1981 yılında Türk Halk Müziği yurdun dört bir köşesinde en çok sevilen müziktir. Türk Sanat Müziği’ndeki ağlatıcı, ruh karartıcı, içkiye teşvik edici şarkılar TRT yayınlarında yok denecek kadar azaltılmıştır. Bunların yerini yaşama sevinci verecek yüzlerce, binlerce yeni beste almıştır. İstanbul ve Ankara’ da düzenli opera ve bale temsilleri verilmektedir. İstanbul, Ankara ve İzmir’deki 5 Konservatuar ihtiyaç duyulan sanatçıları, bestecileri, araştırmacıları yetiştirmektedir. Türk sanatçıları yurt içinde ve dışında ba¬şarılı konserler vermektedir. Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrasının yanında İstanbul ve İzmir’de iki senfoni orkestrası daha kurulmuştur. Ege Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesine bağlı bir müzik bölümü açılarak, öğretime başlamıştır.

Atatürk’ün müziğe ve müzik sanatçılarının yetiştirilmesine verdiği önem nedir?

Atatürk Sanat Ve Müzik

Atatürk sanatı seven sanatçılara değer veren ve onları destekleyen bir devlet adamıdır. Çocukluğundan itibaren sanata ilgi duymuş ve sanatın bazı dallarıyla çok yakından ilgilenmiştir. Gençliğinde şiir ve edebiyata yakınlık duymuş Namık Kemal’in şiirlerini okumuş ve ondan etkilenmiştir.

Atatürk’ün kaleme aldığı ve 1927 yılında Türkiye Büyük Millet Meclisinde okuduğu Nutuk adlı eseri Atatürk’ün en büyük edebî eseridir. Yazmış olduğu “Oğuz Oğulları” adlı şiir de Atatürk’ün şiir konusundaki yeteneğini sergileyen ve her Türk’ün okuması gereken bir eserdir.

Atatürk şiir ve edebiyat dışında müziğe de büyük bir ilgi duymuştur. Şarkı ve türküleri dinlemekten büyük bir zevk alan Atatürk zaman zaman okunan şarkılara eşlik etmiş oynanan halk oyunlarına katılmıştır. Bazı Rumeli türküleri onun sesinden notalara dökülmüş ve müzik repertuarımızda yer almıştır.

Atatürk askerî ataşe olarak Sofya’da görevli bulunduğu dönemde çok sesli müziğe ilgi duymaya başlamıştır. Klâsik müzik konserlerine ve operalara giderek bu müzik türlerini tanıma fırsatı bulmuştur. Cumhuriyetin ilânından sonra ülkemizde bu müzik türlerinin sevilmesini ve müzik kültürümüzde yer almasını sağlamak amacıyla yapılan çalışmalara önderlik etmiştir. Ülkemizde müzik sanatının gelişmesi için bütün olanaktan kullanmıştır.

Atatürk’ün zamanında yapılmış bazı binaların güzelliği ülkemizdeki çağdaşlaşma hareketini ifade edebilecek nitelik taşımaktadır. Ayrıca mimarî eserlerin korunmasına verdiği önem de Atatürk’ün mimarîye olan ilgisinin önemli kanıtlarındandır.

Atatürk’ün tiyatro bale edebiyat heykeltıraşlık mimarî resim müzik gibi sanat dallarıyla ve sanatçılarla ilgilenmesi onları desteklemesi Atatürk’ün sanatla çok yakın bir ilişki içinde olduğunun göstergesidir.

Atatürksanatla ilgili düşünceleriniTürkiye Büyük Millet Meclisindeki konuşmalarında Çankaya Köşkünde sanatçılarla yaptığı sohbet ve tartışmalarda belirtmiştir. Atatürk’ün bu konuşma ve tartışmalarda dile getirdiği sanatla ilgili düşünceleri Türk halkına ileti niteliği de taşımaktadır.

Atatürk Sanatın Tanımını Şu Sözlerle Açıklamıştır
Sanat güzelliğin ifadesidir. Bu anlatım sözle olursa şiir ezgi ile olursa müzik resim ile olursa ressamlık oyma ile olursa heykeltıraşlık bina ile olursa mimarlık olur

Sanatın bir toplumun ilerlemesindeki öneminin ve vazgeçilmezliğinin bilincinde olan Atatürk bu düşüncesini şu sözlerle ifade ediliştir Sanatsız kalan bir milletin hayat damarlarından biri kopmuş demektir Bir millet sanata önem vermedikçe büyük bir felâkete mahkûmdur” “Dünyada medenî ileri ve gelişmiş olmak isteyen herhangi bir millet mutlaka heykel yapacak ve heykeltıraş yetiştirecektir.” Atatürk’ün bu sözleri sanalla ilgili temel düşüncelerini ifade etmesi bakımından önemlidir.

Atatürk’ün Sanatçılarla ilgili Düşüncelerini ifade Ettiği Sözleri ise Şunlardır
Sanatçı toplumda uzun çalışma ve uğraşlardan sonra alnında ışığı ilk hisseden insandır. Hepiniz milletvekili olabilirsiniz bakan olabilirsiniz hatta Cumhurbaşkanı olabilirsiniz fakat sanatkâr olamazsınız

Adımız Andımızdır Adlı Şarkıyı Öğrenelim Şarkıyı Sınıfımızda Seslendirelim
Büyük bir sanatsever olan Atatürk’ün gönlünde müziğin ayrı bir yeri vardı. Bu nedenle millî kültürümüzde önemli bir yer tutan güzel sanatlar içinde müziğe ayrı bir önem vermiştir. Müziğin önemiyle ilgili düşüncelerini şu sözleriyle ifade etmiştir Hayatta müzik gerekli değildir. Çünkü hayat müziktir. Müzik ile ilgisi olmayan varlıklar insan değildirler. Eğer söz konusu olan hayat insan hayatı ise müzik mutlaka vardır. Müziksiz hayat zaten mevcut değildir: Müzik hayatın neşesi ruhu sevinci ve her şeyidir.”

Yapılacak inkılâpların başarıya ulaşmasına müzik alanındaki gelişmeleri ölçü gösteren Atatürk bu konudaki düşüncelerini şu sözleriyle ifade etmiştir Osmanlı müziği Türkiye Cumhuriyeti’ndeki büyük devrimleri söyleyecek güçte değildir. Bize yeni müzik gereklidir. Bu müzik özünü halk müziğinden alan çok sesli bir müzik olacaktır Bir ulusun yeni değişikliğinde ölçü musikide değişikliği alabilmesi kavrayabilmesidir.”

Atatürk’ü Konu Alan Aşağıdaki Marşı Öğrenelim Marşı Sesimizle Ve Çalgımızla Seslendirelim
Atatürk müziğin önemle ve öncelikle modern müzik (çok seslilik) kuralları içinde ele alınmasını istemiştir. Bu konuyla ilgili düşüncelerini şu sözleriyle ifade etmiştir Arkadaşlar güzel sanatların hepsinde ulus gençliğinin ne türlü ilerletilmesini istediğinizi bilirim. Bu yapılmaktadır. Ancak bunda en çabuk en önde götürülmesi gerekli olan Türk musikisidir.”

Atatürk Türk müziğinin evrensel müzikteki yerini bir an önce alması amacıyla yapılan çalışmalara önderlik etmiştir. Müzik eğitimi görmeleri için çok sayıda öğrenciyi Avrupa’ya göndermiştir. Ankara’da Musiki Muallim Mektebi ile İstanbul’da Sanayi-i Nefise mekteplerinin açılmasını sağlamıştır. Bu konudaki düşüncelerini de şu sözleriyle ifade etmiştir: “Ulusal ince duyguları düşünceleri anlatan yüksek deyişleri söyleyişleri toplamak onları bir gün önce genel son musiki kurallarına göre işlemek gerektir. Ancak bu sayede Türk ulusal musikisi yükselebilir evrensel musikide yerini alabilir.”

Buradasınız: Anasayfa / Dersler|Ödevler / Atatürk’ün müziğe ve müzik sanatçılarının yetiştirilmesine verdiği önem nedir?
Editör: Gezginler | Tarih: 04/01/2010
Sponsorlu Bağlantılar

Mutlaka Bunları da Okuyun - Konuyla Alakalı Benzer Yazılar

Konu Başlığı: "Atatürk’ün müziğe ve müzik sanatçılarının yetiştirilmesine verdiği önem nedir?"

Yorum Yapın


XHTML: Şu Etiketleri Kullanabilirsiniz:: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>

Current month ye@r day *

  • Önemli Uyarı